ARCHIVE·2015

Annem, Oğlum ve Ben

Oyunda olaylar, bir ailenin üç kuşak üyelerinin bir arada olduğu bir yılbaşı arifesinde ve onu izleyen iki gün içinde gelişir.

Yazan-Yöneten
Nesrin Kazankaya
Premiere
23 January 2015
Annem, Oğlum ve Ben poster
ABOUT THE PLAY

Oyunda olaylar, bir ailenin üç kuşak üyelerinin bir arada olduğu bir yılbaşı arifesinde ve onu izleyen iki gün içinde gelişir. Ahsen, dul ve mutsuz kızı Handan ve Asperger sendromlu (Otizmin bir türü) torunu Bülent ile birlikte yaşamaktadır. Ahsen’in zengin, şaşaalı bir geçmişi vardır. Bülent, annesi tarafından özel bir ilgi ve tıbbi destekle büyütülmüştür. Bilimsel konularda özel yetenekli ancak günlük yaşamda uyumsuzluklar içinde bir gençtir ve iletişim bozukluğu yüzünden evde anneanne ile vakit geçirmektedir. Ailenin geçmişteki parası tükenmiş, Nişantaşı’ndaki evden başka bir şey kalmamıştır.
Evde çalışan tek kişi Handan, mimardır ve tüm yaşamını oğlunun tedavisine vakfetmiştir. Birbirinden başka tutunacak kimsesi olmayan üç farklı kimliğin uzlaşmaz, zorunlu birliktelikleri, zaman zaman çatışmaları da beraberinde getirir. Geçmişin unutulmak istenen anıları, kırık yaşam öyküleri ve psikolojik sorunlar anne-kız arasında büyük bir hesaplaşmaya yol açar, geçmişin sırları ortaya çıkar ve yılbaşı akşamını kaosa döndürür. Yalnızlıkla, trajik bir geçmişle ve hastalıkla mücadele eden figürler, yaşamın gene de güzel olabileceğini gösterirler.

CREATIVE TEAM
Yazan-Yöneten
Nesrin Kazankaya
Dramaturgi
Şafak Eruyar
Dekor
Nilüfer Moayeri
Yönetmen Yrd.-Işık
Zeynep Özden
Yapim Asistani
Müge Bucak
Işık-Ses Kumanda
Uğur Arda Başkan
CAST
PRESS

1.2.2015, Aydinlik Gazetesi, Hayati Asilyazici

Bir yükselişin öyküsü ‘Annem, Oğlum ve Ben’

Nesrin Kazankaya, deneyimli ve çok başarılı bir oyuncuydu. Oynadığı oyunları çok iyi anımsıyorum. Devlet Tiyatroları’nda yeteneğine, fiziğine ve oyunculuk gücüne uygun çok iyi oyunlarını izledim. Tiyatro Pera’da yönetici, oyuncu, yazar, çevirmen ve tiyatro bölümünde eğitmen olarak genç yetenekleri ortaya çıkarmaya başladı. Önce yazdıkları oyunlar dikkatimi çekti, giderek ilgi odağımda yer aldı: “Seyir Defteri (Julia)”, “Dobrinja’da Düğün (Bir Günün Trilogyası), “Şerefe Hatıralar (İstanbul 1955)”, “Profesör ve Hulahop”, “Quintet-Bir Dönüşün Beşlemesi”, “Kazaen (Beyoğlu’nda Çarpışmalar)”. Ardından çeviri oyunlarını izlemeye başladım. Çeviri oyunlarına gelince İngilizce ve Almanca’dan çeviriler yaptı ve tiyatromuza kendi yapıtları gibi özenli çeviriler kazandırdı. Shakespeare’den “Yanlışlıklar Komedyası”, “Venedik Taciri”, “Kısasa Kısas”. Çehov’dan “Vanya Dayı” ve “Brecht Kabare”.  Buraya kadar saydığım oyunlarla Tiyatro Pera, üne erdi ve bir yöntem geliştirmekte olduğunu gösterdi. Yazdığı ve çevirdiği oyunlarla Nesrin Kazankaya tiyatroda bir ivme kazanıyordu. Genç oyuncular ve deneyimli profesyonellerle soluklu bir yolun yolcusu olduğunu kanıtlıyordu.

Son 3 dönemdir yine değişik ve ses getiren, tiyatromuza ve repertuvarına katkılar sağlayan  oyunlarla Nesrin Kazankaya artık doruğa tırmanmış bir tiyatro insanıydı. Yazar, yönetmen ve oyuncu olarak  tüm çalışmaları ile bir biçem (üslup) oluşturmuştu. Repertuvarına baktığımızda ekip çalışması yaptığının ayırdına varırız. Tiyatro sanatçısı olarak ayrıcalığı olağanüstü düzeye ulaşmıştı. “Ah Smyrna’m, Güzel İzmir’im”  müzikli oyunu yepyeni bir anlatımla sahnelenmiş ve yorumlanmıştı. Öylesine ilgi gördü ki üçüncü yılında bu dönemin yeni oyunlarına eşlik ediyor. “Ah Smyrna’m Güzel İzmir’im” oyunu, müzikli oyunlarda ender görülen bir tragedyayı da içeriyor. Zorunlu değişimin (mübadelenin)  yurt sevgisinden, aile bağlarından, vatan toprağından koparılışının tragedyasıdır. “Güzel İzmir’im” ve “Akdeniz Müzikali” tiyatromuzda bir yeniliktir. “Akdeniz Müzikali” özellikle müzikli oyunlar türünde benzersiz ile bir ilki oluşturuyor. Portekiz’den başlayıp İspanya, Fransa, İtalya; dağılmış, parçalanmış eski Yugoslavya, Yunanistan  Kıbrıs ve Türkiye uzun görsel ve işitsel güzellikleriyle her ülke sosyopolitik, toplumsal çalkantılarıyla birlikte olağanüstü güzel yorumlanıyor. Her müzik parçası çalışılarak en iyi biçimde seslendiriliyor. Bir tiyatroda bulamayacağınız değerde bu müzikaller görülmeye değer niteliktedir. Bütün bu oyunların başarılı dramaturgunun Şafak Eruyar olduğunu belirtmeliyim.

PRESS RELEASE

Tiyatro Pera’da Sezonun Ikinci Yeni Oyunu “Annem, Oğlum ve Ben” 23 Ocak'ta Başladı!

Tiyatro Pera’da sezonun ikinci yeni oyunu, Nesrin Kazankaya’nın yazıp yönettiği “Annem Oğlum ve Ben” 23 Ocak Cuma 2015 tarihinde prömiyer yaptı.

Dramaturgisini Şafak Eruyar’ın, kostüm tasarımını Fatma Öztürk’ün, dekor tasarımını Nilüfer Moayeri’nin, ışık tasarımını Zeynep Özden’in yaptığı oyunda görev alan sanatçılar: Serpil Tamur, Nesrin Kazankaya, Emre Çakman.

Oyunda olaylar, bir ailenin üç kuşak üyelerinin bir arada olduğu bir yılbaşı arifesinde ve onu izleyen iki gün içinde gelişir. Ahsen, dul ve mutsuz kızı Handan ve Asperger sendromlu (Otizmin bir türü) torunu Bülent ile birlikte yaşamaktadır. Ahsen’in zengin, şaşaalı bir geçmişi vardır. Dört kez evlenmiş, ilk kocasından olan oğlu gizemli bir kazada ölmüştür. Ahsen bunun hiç sözünü etmez, bu travma nedeniyle geçmişiyle ilgili anılarını karıştırmaktadır. Torunu Bülent, annesi tarafından özel bir ilgi ve tıbbi destekle büyütülmüştür. Bilimsel konularda özel yetenekli ancak günlük yaşamda uyumsuzluklar içinde bir gençtir; sosyal etkileşim ve iletişim bozukluğu yüzünden evde anneanne ile vakit geçirmektedir. Anneanne ve torun yüksek bir yaşam coşkusuyla birbirlerine bağlıdırlar ve bir arada çok eğlenmektedirler. Ahsen torununun hastalığını görmezden gelmekte ve onun yaşamına yönelik tüm düzenlemelere karşı çıkmaktadır. Ailenin geçmişteki parası tükenmiş, Nişantaşı’ndaki evden başka bir şey kalmamıştır.

Kocası tarafından yıllar önce terk edilmiş olan Handan mimardır ve evde çalışan tek kişi odur. Sevmediği bir kurumda çalışmaktadır; tüm yaşamını oğlunun tedavi ve terapisine vakfetmiş; kuralcı, gelecek korkusuyla aşırı disiplinli bir kadındır.

FROM THE PROGRAMME

Onlar ve Biz - Yönetmenin Yazisi

Onlar ve Biz...

Ahsen’i, Bülent’i Handan’ı tanıyorum. Onları hiç görmedim, yaşamımın hiç bir anında yer almadılar. Ama sanki onlarla yaşamışım, kahkahalarını, gözyaşlarını paylaşmışım gibi geliyor bana.

İstanbul gibi bir metropolde, yığınlar içinde yalnızlığı, siyah beyaz bir kalabalık fotoğrafı içinde, kırmızıyla daire içine alınmış bir kişi gibi hissedebiliyorum. Hiç hissetmedim diyen var mı acaba? Birbirlerine sığındıklarını fark etmeden, en yakınındaki kişiyi incitmeyi bilinç altı bir görev gibi üstlenen anne kızın yaşamı, hangimize yabancı? Filmlerde izlerken, romanlarda okurken, ayrıcalıklı zekalarını, dünyayı farklı okumalarını hayranlıkla karşıladığımız otistik/Asperger’li figürlerle günün yirmi dört saatini paylaşmak da o kadar keyifli olur muydu? Gelecek korkusuyla, içinde yaşanan “an”ı kaçırıp, yaşamı doldurulması gereken bir süreç gibi görmek, sadece başkalarında gördüğümüz bir kusur mu? Bize teğet mi geçiyor? Sevdiklerimiz için yaptığımız fedakarlıkların hesabını onlara kesmeye kalktığımızda, yapılan işin adı hâlâ fedakarlık olabilir mi? Bence Ahsen’i, Bülent’i, Handan’ı hepimiz bir yerlerden –belki kendimizden- gayet iyi tanıyoruz.

Tiyatro Pera’da sahnelediğimiz her oyunda, dram sanatının farklı bir alanında dolaşmaya çalıştık; bu kez psikolojik dram sınırları içinde dolaşıyoruz. Bu sınırlar biz oyuncuları da, en derinde yatan, bazen kendimizden bile sakladığımız duygularımızla yüzleştirdi. İnsan aklı gizemli bir kara kutu.

Konuk oyuncumuz Serpil Tamur, yalnızca oyunculuğuyla değil,  tiyatro tutkusu ve coşkusuyla da tiyatromuzu zenginleştirdi, güzelleştirdi. Kendisine teşekkür ederim.

GALLERY

Scenes from the Stage

12 photos
VIDEO

From the Play

Annem, Oğlum ve Ben

ARCHIVE

Premiere: 23 January 2015